Hakkımızda

Neden yeni bir dergi ?

Barış, Demokrasi ve Sosyalizm Yolunda YÖNTEM: Neden yeni bir dergi?

Türkiye tarihinin hem çok zor, hem de bir o kadar umut dolu dönemlerinin birinden geçiyor. Çok zor, çünkü bu ülke II. Dünya savaşı sonrası tek adam iktidarlarını, askeri darbe dönemlerini, Milliyetçi Cephe hükümetlerini, askeri vesayet rejimlerini yaşadı. Ama hiçbir zaman demokrasi ve özgürlüklerden, hak ve adaletten, hukukun üstünlüğünden, yargının bağımsızlığından, kısa kesintiler dışında, AKP iktidarının bu döneminde olduğu kadar uzaklaşmadı. Güçler ayrılığı yok edilip yasama ve yargı bu derece yürütmenin emrinde olmadı. Toplum laik-dindar, Türk-Kürt, Sünni-Alevi diye birbirine düşmanlığa varacak şekilde bir kutuplaşma yaşamadı. Dinsel fanatizm, şovenizm, milliyetçilik böylesine kışkırtılmadı. 

Belediyelere kayyım halk iradesini hiçe saymaktır

Bunlardan başka: Kürtlere ve etnik azınlıklara, doğaya, çevreye, iklime, işçi ve emekçilere, emeklilere, köylülere, kadınlara, gençlere, aydınlara, gazetecilere, muhalefete, karşı sistematik ve yoğun bir saldırı sürdürüldü. Önce Kürt illerinde HDP/ DEM partili halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanları, şimdi de Batı illerinde CHP’li belediye başkanları, bu arada İBB Başkanı ve CHP Cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu görevden alınmış, tutuklanmış, yerlerine kayyımlar atanmış veya vekiller göreve getirilmiştir. 

Kürt sorununun çözüm yöntemi barış ve diyalogdur

Ulusal ve demokratik hakları için isyan eden Kürtlere karşı yürütülen savaş her dönem acımasızdı, ama özellikle son on yılda PKK’ye karşı dronların da kullanıldığı bu savaş daha da azdı; Suriye’ye, Irak’a yayıldı. Kürtlere karşı inkâr ve imha politikasına devam edildi. Kürt sorununun barış ve müzakere yoluyla, dialogla çözülmesini isteyen, Kürt halkının ulusal baskıya karşı direnme hakkının olduğunu söyleyenler ‘PKK ve terör iltisaklısı’ yaftasıyla tutuklandılar. Ama son aylarda Ortadoğu’da özellikle Suriye’deki gelişmeler devletin Kürt ve PKK politikasında önemli bir değişikliğe neden oldu. 

Doğada yağma ve talan durdurulmalı

AKP iktidarının bu döneminde en büyük saldırıların yaşandığı bir yer de doğa alanı oldu. Kömür, altın, maden aramak ve çıkartmak için dağlar, ovalar, ormanlar, zeytinlikler, vadiler, sular yerli ve uluslararası tekellerin yağma ve talanına terkedildi. Köylünün, insanların yaşam alanları yok edildi. Çevre kirliliği, iklim değişikliğinin hızı had safhaya ulaştı. Kuraklık ülkenin temel sorunlarından biri oldu. Her yaz doğanın ve ülkenin zenginliği olan binlerce hektar orman yanıyor, yangınlara karşı etkin bir mücadele yürütülemiyor. 

Kadına karşı şiddet ve katliamlar son bulmalı

Hiçbir iktidar döneminde olmadığı kadar AKP iktidarının bu döneminde kadınlar horlandı, aşağılandı, katledildi. Kadına karşı şiddet ve kadın cinayetleri toplumun bir kesiminde sıradan olaylar olarak görülmeye başlandı. İktidar kadınlara meydan okurcasına İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırarak toplumda kadına karşı erkek egemenliğini yaygınlaştırdı. Toplumda Orta Çağ’dan kalma İslami yaşam tarzını ikame etmeye kalktı. Kadın erkek eşitliğini, kadın özgürlüğünü savunmak suç oldu. ‘Kadına hükmeden topluma hükmeder’ anlayışı yaygınlaşmaya başladı. 

Beyin göçü ülke için büyük kayıptır

Geçmişte Türkiye Avrupa ülkelerine eğitim için gençlerini gönderir, bu gençler teknik, sosyal eleman, akademisyen olarak ülkeye döner, ülke kalkınmasına katkılar sağlardı. Şimdi ise okuyamayanların yanı sıra üniversiteyi bitiren gençler, yetişmiş teknik ve sosyal elemanlar, doktorlar, akademisyenler, aydınlar, bu rejim koşullarında kendilerine ülkede bir gelecek görmedikleri için ülkeyi terketmek zorunda kalıyorlar. Ülke görülmemiş boyutta bir beyin göçü yaşamakta. 

İşçi ve emekçiden zengine varlık aktarımı halka yoksulluk demektir

Bir yandan enflasyon, pahalılık, yoksulluk, öte yandan yolsuzluk ve ‘çökmeler’ bizim ülkemizin de bir sorunu olagelmiştir. Her dönem işçi ve emekçilerin “boğazından kesilip” zenginlere, yerli ve yabancı kapitalist tekellere milyar dolarlar aktarılmıştır. Ama bu dağıtım hiçbir zaman AKP iktidarının bu dönemindeki kadar olmadı. Kur Korumalı Mevduat çıkarıldı, zenginlere trilyonlar aktarıldı. Bir gecede Merkez Bankası’ndan 128 milyar dolar buharlaştı. Örnek olarak Yap-İşlet-Devret yöntemiyle kur ve enflasyon garantili yol, köprü, havaalanı, hastane inşaatlarını yapan “5’li Çete”ye her yıl milyar dolarlar aktarılmakta. Özelleştirmeler ile devlet sektörü yerli ve yabancı tekellerce yağmalanmakta. Saray ve diğer devlet harcamaları, israf ise işin cabası. Mafyalaşma, çeteleşme, uyuşturucu kaçakçılığı hiçbir dönem bu boyutta olmamıştır. 

Gelişen yığın hareketleri demokrasinin kazanılmasında yeni güç kaynağıdır 

AKP iktidarının ülkeyi getirdiği yer burası. Fakat tüm baskılara rağmen Erdoğan İslami ağırlıklı, gerici, faşizan, otoriter tek adam rejimiyle topyekûn bir hegemonya oluşturamadı. Baskı altına almak istediği her kesimden protestolar yükseldi. CHP ve birlikte davrandığı muhalefet, halkın iradesini gaspederek İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu’na ve diğer belediye başkanlarına yapılan saldırılara karşı hak, hukuk, adalet ve demokrasi mücadelesine girişmiş, meydanlara çıkmıştır. Rize’den Akbelen’e, Bergama’dan İliç’e kadar, polis ve jandarmanın ağır saldırısına rağmen ormanına, suyuna, zeytinliklerine, vadisine, toprağına, dağına sahip çıkan köylüler ve kadınlar, ekoloji aktivistleri yılmadan mücadele ediyorlar. Kadınların horlanmaya, şiddete ve cinayetlere karşı kadının eşitliğini ve özgürlüğünü savunan mücadelesi sürüyor. Gençler, aydın ve akademisyenler her şeye rağmen ülkede kalmakta ayak diriyor. Geniş halk yığınlarının enflasyona, pahalılığa, vergi ve zamlara karşı tepkisi artıyor, yer yer işçi sınıfı ve emekçilerin direnişleri, sendikaların grevleri yükseliyor. Bütün bu mücadeleler ülkemizde demokrasi ve özgürlüklerin kazanılması için yeni güç kaynakları olmakta, zorluklar ve umutlar içiçe ortaya çıkmaktadır. 

İşçi sınıfı ve emekçilerin mücadelesi demokratikleşmeye ivme katacaktır

İktidarın neoliberal ekonomi politikası altında en çok ezilen işçi sınıfı ve emekçilerdir, işsizlerin ve emeklilerin durumu ise en zor olanıdır. Milyonlarca işçi hâlâ 22 bin lira asgari ücretten çalıştırılmakta, milyonlarca emekli 16 bin 800 lira emekli maaşıyla geçinmek zorunda bırakılmaktadır. İşçi ve emekçilerin böylesine barbarca sömürülmesinin nedeni, özgür sendikacılığa çıkarılan engeller ve iktidarın işçi sınıfı ve emekçiler üzerindeki yoğun politik, diyanet ve tarikatların da dinsel baskılarıdır. İşçi sınıfı ve emekçiler bu baskıyı silkeleyip attıklarında demokratik Türkiye için de önemli bir adım atılmış, tüm doğa, kadın, gençlik, akademisyen ve Kürt hareketi yeni bir ivme kazanmış olacaktır. 

Kürt sorununun çözümünde yeni sürece toplumun sahip çıkması sağlanmalıdır

Zorluklarla umudun içiçe geçmesi Kürt sorununda da ortaya çıkıyor. İsrail’in Gazze, Filistin, Lübnan, Suriye, İran ve Katar’a saldırması ve özellikle Suriye’deki istikrarsız durum devletin Kürt politikasında önemli bir gelişmeye neden oldu ve Türkiye’nin Ortadoğu’da ancak Kürtlerle müttefik olduğu zaman bölgede güçlü olabileceğini ortaya koydu. Bunun yolu da Öcalan’ı muhatap kabul etmek, PKK ile savaşa son vermek ve genel olarak Kürtlerle anlaşmak ve barışmaktan geçiyordu. Uzun vadeli bu saptamadan hareketle devletin bir kanadının öne çıkarak başlattığı süreç Öcalan’ın silahlı savaştan siyasi mücadeleye geçmeye yönelik barış ve demokratik toplum çağrısı ve PKK’nin kendini feshetme ve silahları bırakmak için attığı adımlarla yeni bir aşamaya yükseldi. İktidarın muhalif güçleri susturmak ve sindirmek için kullandığı en etkili silah olarak onlara yapıştırılan “PKK veya terör iltisaklı” yaftası bir bakıma işe yaramaz oldu. Türkler arasında yaratılan Kürt düşmanlığının, milliyetçi, şoven zeminin dağılmasının yolu bir ölçüde açıldı ve ülkenin demokratikleşmesi önündeki büyük bir engel kısmen ortadan kalktı. Şimdi TBMM’nin de bir komisyonla müdahil olduğu bu sürecin toplumsallaşması, daha geniş çevrelerin desteğini kazanması halkların kardeşliğine, birliğine, dayanışmasına, demokratikleşmeye önemli bir katkı olacaktır.

Nesnel anlamıyla Kürt sorununun çözümüne, özellikle de barışçıl yollardan müzakere ve diyalogla çözümüne ve demokratikleşmeye yol açabilecek olan süreçte bugüne kadar atılan adımlar bile, Türkiye’nin demokratikleşmesini tıkayan paslı bir kilidin kırılması demek. Çok yönlü çelişkilerle dolu, karmaşık bir ortamda yürüyen süreçte bu noktanın sol, ilerici, devrimci ve demokratik güçler tarafından doğru anlaşılması çok önemlidir. Çünkü özellikle Erdoğan bu sürece zoraki olarak destek verse de sürecin demokrasiye evrilmesi mümkün yanını “güdük” tutup muhalefeti bölmenin ve faşizan otoriter rejimi güçlendirmenin yollarını aramaktadır. Buna izin vermemek için en başta sol ve demokratik güçler yığınlar arasında çalışırken, şimdiye kadar meclis komisyonu çerçevesinde ve „sahada” atılan adımlarla, bu adımların yaratacağı fırsatlardan yararlanarak sürecin Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşmeye evrilmesi için atılması mümkün adımlar arasındaki diyalektik bağ iyi kurulmalıdır. Sürecin başarısı onun toplumsallaştırılmasına sol ve demokratik güçlerin sürece sahip çıkıp onu Kürt sorununun çözümüne ve demokratikleştirmeye doğru geliştirebilmesine bağlıdır. 

Tek tek mücadeleyle demokrasi kazanılmaz! Ortak mücadele yükseltilmeli!

Tüm bu gelişmeler gösteriyor ki, ülkede zorlukların yanı sıra demokrasi için umutlar da kabarıyor. Ana muhalefetin belediye başkanlarının tutuklanmasına ve kayyımlara karşı mitingleri, doğa ve kadın aktivistlerinin, gençlik ve aydın, işçi ve emekçilerin kendi alanlarındaki mücadeleleri ile Kürt halkının mücadelesi Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesinin unsurlarıdır. Şimdi değişik biçimlerdeki bu mücadeleleri ortak bir mecraya, demokrasi mecrasına akıtmak, bu akım ve hareketler arasında birlik ve dayanışmayı sağlamak görevi önde duruyor. Her bir toplumsal gücün tek tek mücadelesiyle demokrasi kazanılamaz. Barış, özgürlük ve demokrasi mücadelesinin başarısı, tüm bu akım ve hareketlerin, doğa ve ekoloji aktivistlerinin, kadın, gençlik ve aydın hareketinin, tüm sol, devrimci ve demokratik güçlerin, Kürt hareketiyle birlikteliğinden, işçi ve emekçi yığınlarıyla bağlanmasından ve hep birlikte bu ortak mücadelenin Türkiye’nin demokratikleştirilmesi aşamasına yükseltilmesinden geçmektedir.

YÖNTEM sayfalarını demokrasi için mücadele eden tüm güçlere açmaktadır

Bu görevi üstlenmek, bu işlevi yerine getirmek için “Barış, Demokrasi ve Sosyalizm Yolunda YÖNTEM” platformu ve dergisi yayın hayatına başlamaktadır. Barış, özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde söyleyecek sözü olan, demokrasinin kazanılmasını acil görev sayan, doğa ve ekoloji sorunlarını, kadın, gençlik, aydın, işçi ve emekçi, Kürt halkının mücadelesini demokrasi mücadelesinden ayrılmaz bir bütün olarak gören herkese “YÖNTEM”in sayfaları açıktır. Sorunlarımızı tartışalım, “YÖNTEM”i güçlendirelim, onu demokrasi mücadelesinin organı yapalım. 

Demokrasi kazanılarak ilerlenecek

Barış, özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi birbirinden kopmaz bir bütündür. Kendisini dayatan ilk adım demokrasiyi kazanmak, Türkiye’yi demokratikleştirmektir. Başta işçi sınıfı olmak üzere ekoloji, kadın, gençlik, aydın, köylü hareketinin, laik ve demokrat burjuva çevrelerinin, sol, ilerici, devrimci, demokratik güçlerin sorumluluğu ülkeyi antidemokratik rejimden kurtarmak ve ülkeye demokratik rejimi yerleştirmektir. “Barış, Demokrasi ve Sosyalizm Yolunda YÖNTEM” tüm bu güçlerin mücadele aracı, bu yolda yeni bir atılım olmak için yola çıkmaktadır. 

“Barış, Demokrasi ve Sosyalizm Yolunda YÖNTEM” Redaksiyonu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir