Gençlik

Paulo Freire’nin “Ezilenlerin Pedagojisi” Üzerine

Celâl İNAL

Paulo Freire “Ezilenleri Pedagojisi” adlı yapıtının önsözünde, özgürlük korkusunu tartışmaya açarken “Eleştirel bilinç anarşiktir” ya da “İnsanın yıkıcı bir fanatizme yönelmesine neden olur” türünden çekinceleri olanlara yine kendi eğitim programına katılan bir işçinin şu sözleriyle yanıt verir:

“Belki de burada işçi sınıfı kökenli tek kişi benim. Şimdi söylediğiniz her şeyi anladığımı söyleyemem. Ama bir şey söyleyebilirim. Bu kursa başladığımız zaman ben saf (naif) birisiydim ve ne kadar saf olduğumu fark ettiğim zaman eleştirel olmaya başladım. Fakat bu keşif beni fanatik yapmadı; ayrıca hiçbir çöküş duygusu içinde de değilim.”

Conscientizaçao* eleştirel bilinç aracılığıyla bireyin özgürleşmesinin yolunu açar. Bu ise ancak bireyin özgürlüğünü ve özgürleşme mücadelesi veren bireyin karşılaşabileceği yeni problemleri eleştirel bilinci aracılığıyla kavrayabileceği anlamına gelir.

Özgürlük korkusunun diğer bir ele alınışında Frieere kanımca sosyal bilimlerde oldukça zor bir sorunun üstesinden gelerek özgürlük korkusunun evrensel kabul görülebilecek bir tanımını çarpıcı bir örnekle açıklıyor.

“… Bununla birlikte insanlar, özgürlük korkularını ender kabul ederler ve daha çok kendilerini özgürlük savunucuları şeklinde sunarak bu korkuyu -bazen bilinçsizce- kamufle etme eğiliminde olurlar. Kendilerine özgürlüğün bekçiliğini yakıştırarak kuşkularına ve endişelerine köklü bir serinkanlılık havası kazandırırlar. Fakat özgürlüğü statükonun sürdürülmesiyle karıştırırlar. Böylece eğer conscientizaçao, statükoyu tartışmalı kılma tehdidi taşıyorsa, o zaman özgürlüğün kendisi için bir tehdit olduğunu düşünür…”

Yazarın “Ezilenlerin Pedagojisi”nde dile getirdiği alternatif eğitim anlayışı, bu anlayışa uygun düşen eğitim pratiği, Alman felsefesinde sosyal bilimlere ilişkin tanımlarda “doğru”nun farklılıklar içeren değişik toplumsal yapılarda genel kabul görmeyeceği tanısı, Freire’in önerdiği modelin ancak yerel bir uygulanabilirlik taşıdığı ancak genelleştirilemeyeceği yönündedir. Yazarın Latin Amerika’da özellikle de yetişkinlere yönelik önerdiği bu alternatif eğitim modeli, medyanın, diğer bir deyişle kitle iletişim araçlarının alabildiğine geliştiği batı toplumlarında başarı şansı geri kalmış ülkelere oranla hayli zayıftır. Bu yönüyle de model, bilimsel teknolojik ilerlemelerin günlük yaşama yansıtılamadığı yerlerde uygulanabilirliği yüksek olan bir modeldir.

Freire, öğrenme süreçlerinde karşılıklı etkileşime ve diyaloğun gerekliligine göndermede bulunarak, her alanda yaşanan monolitikliğin eleştirel bilinç aracılığıyla sorgulanarak yerini diyaloğa dayanan bir tarza terk etmesi gereği üzerinde durur. Bu tutum aynı zmanda her alanda –özellikle de eğitim alanında- yaşanan tek merkezli belirleyiciliğin giderek de iletişimsizliğe neden olan bu tutumun ortadan kaldırılmasına olanak tanıyan insan – dünya, insan – toplum, insan – teknoloji vb. türünden düalitelerin anlaşılıp dönüştürülmesine olanak tanıyarak bireyin özgürleşme sürecine eğitim aracılığıyla katılmasına eşlik eder.

Freire, boyun eğdirerek, bölüp yöneterek, manipüle ederek ve kültürel istilalar uygulayarak varlığını devam ettirmeye çalışan statükocu anlayışa alternatif olarak, örgütlenmenin gerekliliğini, farklılıkların zenginliğe dönüştürüldüğü kültürel sentezleri savunarak karşı çıkar. Zora ve baskıya dayanarak varlığını sürdürmeye çalışanların gerçekte özgür olamayacağını belirtir.  

Çağdaş insan ve toplum tanımlarını yaparken örgütlenmeye çok özel bir önemin verilmesi gerektiğini vurgular. Bireyin her şeyden önce yetkin ve kişilikli bir kimlik kazanma mücadelesini vermesi gerektiğinden yola çıkarak kaba, klişelere dayanan toplumsal projelerin başarılı olamayacağını savunur.

Kültürel sentez tanımında ise Freire, toplumsal yaşamda karşılığı olan her türlü etnik, kültürel kimliğin tanınarak bu farklılığın kültürel bir sentezin oluşturulmasında zenginliğe dönüştürülmesi gerektiğini savlar.

Yazar bu tutumuyla 1980 ve 1990 yılları arasındaki on yıllık dönemi “Kültürel Kalkınmanın On Yılı” olarak ilan eden Birleşmiş Milletler’in aracılığıyla Ankara’da düzenlenen aynı konulu bir panelde katılımcılardan birinin söylediği şu sözleri doğrulamaktadır:

“… Bugün balta girmemiş bir ormanda yaşayan en ilkel bir Afrikalı kabilenin bile ortadan kaldırılması, gelecekte insanlığın ortak tarihi ve geleceği açısından telafi edilmesi mümkün olmayan bir yıkıma yol açacaktır.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir