Wet Dogs Hareketi Manifestosu

Wet Dogs Hareketi Manifestosu
Wet dogs kendi varoluşsal yapısı içinde bir tavır ve öneriden fazlası değildir, ki her türlü etkili sanatsal eylemin oluşması için gereğinden çok daha önde bir yapı sunar. Tüm oluşu belirli bir grup ya da bölümü kapsamaksızın bağımsız bir sistemi, var olan dünyada kendince var etme üzerine kurulu bir yöntem olarak gerçekleşir. Bu öneriler bütünü, belirli tavır biçimlerini ve yaratım vizyonlarını içerir, onları özerk sistemi dışında dahi var etmeyi ve benzer düşünürleri bir arada tutmayı, haberdar etmeyi umar. Bu noktada düşünürler olarak tanımladığımız topluluk, her türlü üretim alanında bir alt yapı, diyalekt, felsefe ve bilimsel yaklaşımlar dolayısıyla kendini var etmeye çalışan kişileri temsil etmektedir. Bu yapı aynı zamanda kendi içinde özgünlük, yaratıcılık ve iyi niyetli bakış açısını da barındırmak durumundadır.
Wet dogs tam olarak nedir? :
Gerekli uyumsamayı wet dogsun kendi hikayesiyle desteklemek gerekirse, “ıslak köpekler” olarak tanımlanan kişiler ve gruplar var oldukları ve sahip oldukları doğal her şeyi kabullenerek onun üzerine bir şeyler eklemesi, yaratması ve yaratıcı sürecin devamlılığını sağlaması üzerine oturmuş bir düşünceyi temel alırlar. Bu, istemsiz var olan dış etkenlerin, gerilemeci olgu ve sebeplerin varlığı üzerinde boyun eğme noktasında bir kabullenme değildir. Wet dogs bu etkenlerin kaçınılmazlığını kabul ederek onları gözlemleyip, duyumsayıp kendi lehine çevirmeyi ister. Sokakta gezen bir köpeğin yağmur altında ıslandığındaki yaydığı koku ve bunun kimisine göre sempatik, kimisine göre de antipatik ve “marjinal” olarak adlandırılan olgusunun yaratıcı düzeye taşımasının bir yansıması olarak wet dogs karşımıza çıkar. Bir wet dog için yağmur(yani istemsiz dış etken), kitsch, politika, statü ve popülizm veya çıkarcı düşünce olarak tanımlanırken, kendisi ise bu yakıcı ve baskıcı yağmur altındaki varoluş arzusunu ve beraberinde gelen üretim ihtiyacını kapsamaktadır. Tüm bunların yanında, her türlü ezbere oturmuş, üzerine düşünülmeyen kavramları yok sayar, yerine diyalektik bir düşünce yöntemi koymaktadır. Yazının sonunda, bu manifesto içerisinde kullandığımız genel kavramların wet dogs gözünden değerlendirilen bir sözlük bulunuyor. Bu hamlemiz yıkmak istediklerimizi ve devamında yerine getireceğimiz şeyleri somut hale sokmakta ve yöntem belirleme vaadimizin pratikteki yansımasını göstermektedir.
Gözlemlenen problemler:
Hayatlarımız, politika, sanat, entelektüalizm ve yaşam biçimleri özellikle 1. Dünya Savaşından sonra popüler bağlamda ciddi şekilde yozlaşmaya başlamıştır. Popüler olanın, gerçek ve yaratıcı olmaktan öte “genel kitle” ye yönelik bir şey olması zaten onu kaçınılmaz olarak yozlaşma yoluna sokmaktadır. Fakat bu dönemdeki bozulma, diğerlerine nazaran çok daha uzun sürede bir etki ve yığılma oluşmasına sebep olmuştur (Buradaki süreyi modern hayatın hissedilen ve ilerleyen hızlı dinamiğiyle, ölçülebilen zamanın dışında bir süreç olarak düşünelim, nitekim özellikle 2000’lerden sonra hızlanan teknolojik, sosyolojik ve bilimsel gelişimler hayatlarımızı ve zamanımızı direkt olarak etkilemiştir). Her şeyin çok daha kolaylaşması ve zaman geçtikçe daha da kolaylaşıyor olması, bir anlamda iyi bir şey gibi gözükse de insanların sahip olması gereken bazı doğal süreçleri de öldürmektedir. Teknoloji gelişimi ilk alet kullanımından şimdiki yapay zekaya kadar gelirkenki evrimi, yapısı gereği kolaylık sağlamak yöneliminde olmuştur. Öyle ki bu olması gereken ve doğal olandır, fakat bir noktada hayatlarımıza yeni dinamikleri sokmamızın gerektiği, doğal olan diğer etkenleri ve tepkileri de hesaba katmamızın gerektiği mühim bir dönemi de yanında getirmek durumundadır. İnsan olarak tek güçlü silahımız beynimiz, bilincimiz ve bir şeyler üretebilme yeteneğimiz olduğu için teknoloji geliştirip kolaylık getirmek neredeyse yaşamımızın amacıdır. Fakat bu kolaylık öyle bir noktaya gelmiş ve öylesine bir yere doğru gitmektedir ki söylediğimiz gibi doğal süreçler kendi kendine erimektedir. İnsan üretmek zorundadır, üretemedikçe mutsuzlaşır, insan bir şeye yönelik zaman harcamak zorundadır, harcanamayan zaman küflenen bir ekmek gibi kendi kendini yok eder.
Üretimin kolaylaşması, üretim sürecini neredeyse0 zamana indirerek hem kendisinin değerini, hem de süreç dahilinde insanın salgılaması gerektiği hormonların seviyesini aşağı çeker. Fiziksel emeğin yerini alan düşünsel emek tek başına insanın doğasını karşılamamaktadır. Seri üretimlerdeki harcanan gereksiz emek ve zamanın azalıyor ve belki de tamamen yok olacak olması ne kadar yararlı da olsa, bu teknolojik gelişim bireysel üretimleri, sanat üretimlerini, zanaat üretimlerini de araya alarak psikolojik ve kültürel bir zarar bırakmaktadır. Hayır burada her şeyin uzun bir emek gerektirmesini, ciddi fiziksel güç veya süreci beraberinde getirmesini konuşmuyoruz! Her eylemin, üretimin arkasında uzun bir düşünme süreci, deneyim ve duyumsama mevcuttur, ki olmak da durumundadır. Sonucundaki üretim kısmı yalnızca 1 saniyenizi de alabilir, bu üretimin veya üretim sonucu nesnenin değerini azaltan bir etken olmayabilir. Burada bahsettiğimiz durum çok daha genel, insanın düşünselin dışında harcaması gerektiği fiziksel hareketin ve emeğin de gerekliliğidir. Bütün gün bilgisayarınızın başında oturup belki bir şeyler izlediğinizi ya da sadece oturup düşündüğünüzü ve belki de notlar aldığınızı düşünün, bunu yeterince uzun süre bu şekilde tekrar ettiğinizde, belki 1 hafta, yorulduğunuzu, sıkıldığınızı, mutsuzlaştığınızı bir yerden sonra da verimliliğin düştüğünü ve düşünsel eylemin de hem kalitesinin hem de hızının azaldığını fark edeceksiniz. Sizin yerinize üreten bir robot, sistem veya program olması, sizin yerinize üretip hizmetinize sunulan eşyaların, aletlerin olması size başka şeyler için yeterli uygun ve boş zamanı sağlayabilir ancak bir diğer ihtiyacınız olan fiziksel hareketi de azaltmakta belki de yok etmektedir. Bu teknolojiyi kullanmamak demek değildir, seri üretimden faydalanmamak da değildir, sadece dikkat edilmesi gereken ve doğru dengenin bulunması gereken ince bir konudur. Aslında entelektüel olgunun yozlaşması da tam bu noktada karşımıza çıkıyor, zevk yok oluyor! Her şeyin pragmatik hale geliyor oluşu her türlü fikre, üretime, edinime ve bağlantılara doğru olan bakış açısını da pragmatik hale çekmekte. Oysa entelektüalizm dediğimiz şey, bir şeyin yalnızca fayda doğrultusunda değil, bir zevk ve tarz olarak, sevme doğrultusunda yapılıyor olmasıdır. Kitapları, romanları yalnızca onlar hakkında bilgi sahibi olmuş olmak veya bir şeyler öğrenmek gibi bir beklentiyle değil, zevk almak ve eğer şansı varsa beraberinde bazı yararları da kazanmak için okumak gerekir. Sanat üretirken ne fiyat biçileceğine veya nerede, kime ve nasıl satılacağına odaklanarak ilerlemek değil, bir kusma halini somuta döndürmek, bir fikrin, duygunun, hissin, düşüncenin, ihtiyacın yansımasını oluşturmak, kaçınılmaz olanı yani var olmayı sağlamayı düşünmek gerekir. Sadece doymak için değil, zevk almak ve ortaya bir şey çıkarmak için yemek yapmak veya yemek gerekir. Neden? Çünkü herkesin depresyona ve mental bozukluklara doğru koştuğu dönemde ve tabii ki de doğamızın gereği doğrultusunda bir şeyler üretmek zorundayız. Üretim yalnızca bir esere veya kullanım nesnesine sebep olmak değildir. Üretim, bir duyumsamanın kendi üzerimizden yansımasıdır. Yansımayan duyumsama, bir zehir gibi düşüncelerimiz ve duygularımız arasında gezinip bizi hasta eder. Onu kusmak üretmektir, üretmek var olmaktır, var olmak ise yok olamayışımızın sonucundaki zorunluluktur. Her şey var olmak zorundadır, çünkü yok olmak var olmama paradoksudur. Her şey vardır, yokluk varlık içinde mümkün değildir, yokluk var olmayan şeydir. Fakat boşluk, var oluşun içindeki dinamiktir, ritimdir. Üretmeyen insanın içinde boşluk düzensizdir, insanı rahatsız eden de budur. Depresyonun, mental bozuklukların ve mutsuzluğun artması kusmuyor oluşun bir sorunudur. Üretim yapmayan insan diğerleri içinde var olamayacaktır, kendisinde dahi varlığı hissedemeyecek çünkü asla var olan şeyleri somutlaştırmamış olacaktır. Öfkeyi, baskıları, politik saçmalıkları, temelsiz otoriteyi, acıyı; sevgiyi, umudu, aşkı, mutluluğu kusmak, gerçek bir başka şeye çevirmek durumundayız. Termodinamiğin birinci yasası da bize bunu söyler, bir enerji asla yok olamaz, ancak başka bir şeye dönüşebilir.
Fakat! Sanatsal üretimde bunu sağlamak için çok basit bir kural vardır. Bu sahip olunan enerji dönüşmelidir, olmayan bir enerji değil. Kişi, gözlemlediği şeyi kendisi duyumsar ve bu duyumsamayı deneyimleyerek bir yansıma oluşturmalıdır. Durum ve olay ne olursa olsun deneyim her zaman kişiye özeldir. Anlatımlar, benzetmeler ne kadar birebir gibi gözükse bile asla iki kişi bir şeyi birebir aynı biçimde deneyimlemez. Geçmişi, hayatı, bilgiler ve duygular arasında kurduğu bağlantılar beyninde fiziksel halde dahi farklıdır. Yani kişi üretimini kendi deneyiminin bir sureti olarak gerçekleştirmelidir. Modern ve post modern dönemde, sanat piyasasında, sosyal medyada, akademide, okullarda, hatta maalesef ki kendi kafamızın içinde bile yaşanan en dehşet sorun, suretin bir başka sureti yaratılıyor ve düşleniyor olmasıdır. Fight Club filminde dendiği gibi “Her şey suretin, suretinin sureti”. Bu özgürlüğü, kusma halini ve gerçeği yok eden en büyük unsurdur. Her üretimin kendi deneyim ve duyumsama yolculuğu olmalıdır. Aksi taktirde kişi ancak kafayı yemekte ve delirmekte özgür olabilecektir. Buradaki delirme durumu yaratıcılığı tetikleyen bir delilik değil, eylemsizleşen, kaçınan, var olanın içinde yok olmayı başaran bir beynin deliliğinden bahsediyoruz!
Kimlik??
Kişiden ve suretlerden bahsettiğimizde değinmemiz gereken bir başlık daha ortaya çıkıyor. Az öncekibaşlık altında konuştuğumuz problemlerin sebepleri arasında yer alan en önemli etken toplum içinde yaşanan ve zaman geçtikçe de arttığını gördüğümüz kimlik sorunudur. Zamanında Nietzsche’nin de ön gördüğü bu durum, gözlemlediğimiz yozlaşmanın en büyük sebebi olabilir. İnsanlar, ne oldukları, ne olacakları ve şuanda ne oluyor oldukları hakkında kaotik düşünceler içinde boğulmaktadırlar. Sürekli bir şey olduğumuz veya bir şeyler olmamız gerektiğine dayalı karşımıza çıkan reklamlar, politik propogandalar, trendleşen akımlar kendimize dönmek yerine dışarıdaki diğer kişilere dönüp bakarak yapay bir karşılaştırma yaratmaktadır. Aslında bu durum bir anlamda kasıtlı yaratılmaktadır, kimliğini bulamayan insan, gördüğü diğer kişiler ve şeyler ile, tabular ve ideolojiler ile, başkalarının fikirleri ve eylemleri ile istemsizce yapay bir toplum oluştururlar. Bu, manipüle edilmeye açık bir alan, yönlendirmesi kolay bir sürü demektir. Akım ne ise, trend ne ise, “diğerleri” ne yapıyor ise ona göre hareket eyleyen kişiler üretiliyor. Bu beraberinde şöyle bir sorunu da getiriyor, eğer kendisi biri olamıyorsa bu sefer kendi fikirleri, eylemleri ve düşünceleri de önemsizleşiyor, sahteleşiyor, dolayısıyla kendisi yerine düşünecek birilerini arıyor. Bu birileriinfluencer, politikacı veya akademisyen, doktor, “uzman” gibi ünvanlar ve gruplar olarak karşımıza çıkabiliyor. Toplumca ve belli otoritelerce kabul görmüş gibi gözüken bu insanlar, güçlü kişilikler şeklinde kendilerini tanıtarak kendisi düşünemeyenlerin yerine düşünen ve karar alan bir yapıya dönüşüyorlar. Bu yapıyı devletler, faşistler, otoriteler kullanarak halkı istedikleri yere de yönlendirme kabiliyetine sahip olabiliyorlar. İşin üzücü tarafı, toplumun aydını olarak görünen bu kişiler, insanların kendi düşüncelerini üretebileceği aydınlatmayı yaşatmak, yaratıcılığa, diyalektiğe ve bilime yönlendirmek yerine kendi egolarını beslemek ve belki para, ün adına durumu kullanıyor ve yozlaşmayı devam ettiriyorlar. Tüm bunlar toplum tarafında kimlik siyasetinin ayrıştırıcılığına, bölücülüğüne ve tabii ki depresyon, mutsuzluğa sebep olmaktadır.Bırakın gruplar ve kişiler arasındaki ayrışmayı, kişi artık kendisiyle dahi ayrışmaktadır. Ayrıca zorlu çalışma şartları, işsizlik, yoksulluk, yapay, soyut veya fiziksel baskılar gibi etkenler de kişinin gün içindeki farklı kişilik yapılarını oluşturmasına sebep oluyor. Toplumdaki farklı konumlara göre, iş yerlerine, sokaklara, insanlara ve gruplara/topluluklara göre farklı personalar oluşturuyor, bir tür sahtecilik oynamak durumunda kalıyoruz.
Yani…
Wet dogs tam bu noktada çıkış ihtiyacı ve yayılma arzusu güdüyor. Ne ve kim olduğumuzu saptayamadığımız, farklı kişiliklere bürünerek aslında olduğumuz şeyden kaçtığımız ve belki farkında bile olmadığımız yorucu ve kaotik dinamik içerisinde, sahteleşen dünyada, zevkin ve gerçeğin öldüğü yaşamlarımızda yeni bir amaç, yöntem ve birliktelik ağı oluşturmamız kaçınılmaz bir zorunluluk haline geliyor. Bu haldeyken, wet dogs hareketi bir çözüm olma yolunda ilerleyerek, farkındalığı, bilimi, sanatı, kültürü, yaratıcılığı, iyiliği, gerçeği, var olmayı ve hareket yaratmayı, emeği, üretimi, bir direnişi su yüzüne çıkarmaktadır. Hareketten hareket yaratarak, ısınan bir demirin atomları gibi etrafı titreterek enerjiyi devamlı yayıp, sürekli artan entropinin içinde bir kütle olacak, her bir bireyin içindeki yaratıcılığı ve sanatı dışarı çıkararak bir yöntem ve akım olacağız. Biz olacağız, sizler, her bir grup, her bir topluluk, her bir kişi, her bir şey olacak! Unutmayın, biz birileri değiliz, wet dogs kendisi bir hareket, yöntemin kendisidir. Biz hepimiziz, okuyanlar ve hareket edenler, bunu ve sonrasını yazanlar ve düşünenler ve var olmaya çalışanlar!
Kütlenin işleyişi ve yapılanma:
Hep söylediğimiz ve yazının başında da belirtildiği gibi, wet dogs bir akımdır topluluk değil,bu yazı da bir hareketin ana hatlarını betimlemek için oluşuyor. Her türlü topluluğu, kişiyi ve grupları değerlendirme ve özeleştiriye çağırıyoruz. Hepimizin yaşadığı aynı sorunlar ve aynı problemlerin neden olduğu yıkıcı etkilerin sonucunda veya sürecinde kurulan kolektifler, dernekler, komüniteler ve gruplar olarak neden sürekli bir yenisini açmakta ve duyurmakta ısrarcıyız? Eğer kapalı veya yarı-geçirgen bir grup olarak var olmak arzusuyla çoğalıyorsak bu kesinlikle birleştirici bir şey! Fakat binlerce kolektif ve kuruluşun aynı sorun üzerine aynı yöntemle yaklaşmasına rağmen birbirlerinin ismini dahi bilmiyor oluşu, sadece toplanabilme üzerinden ortaya çıkan eylemsizlik ve ayrışma, bölünme gibi başka sorunlara sebep oluyor. İstediğimiz kadar yeni topluluk açalım, yeni gruplar edinip başka alanlarda ve noktalarda kurulumlar yaşatalım, tüm sistemin ve yaşamlarımızın geldiği durum apaçık ortada, artık zaman birleşme ve üretme zamanıdır. Wet dogs hareketi yayılımının bir manifestosu olarak herkesi benzer yöntemler ve amaçlar ile (öyle ki her şey ortada, amaçlar ve çıkış sorunlarımız benzeşiyor!) birbirimizi tanımaya, birlikte hareket etmeye tekrardan çağırıyoruz. Wet dogs yapısı soyut bir enerji, üretime gerçek ve doğru bir şekilde sebep olabilmek için oluşan bazı soyut sınırların bir önerisidir. Herkes ve her üretim, her topluluk bu hareketi/akımı benimseyebilir, bu yolu kendi çizgisi olarak baz almayı düşünebilir. Bir şeyin wet dogs içinde olup olamayacağı bu yazıdaki olgular ile karşılaştırılarak tartışılabilir, bu, gelişime ön ayak olacak bir diyalektik sistem ve fikir yayılımını oluşturacaktır. Wet dogs herkestir, fakatherkes wet dogs değildir. Biri her zaman wet dogs olmak zorunda da değildir, her şey ancak yaptıklarımızdan ibarettir, herkes yaptığı şeyin, üretiminin bir varlığı olarak kendini ortaya çıkarır.Bu noktada wet dogs bir yol gösterici ve eleştiri aracıdır.
Yapmamız gereken çok basit! Üretimimizi ve sürecini tam açıklıkla herkese göstererek ve insanları dahil edip motive ederek gerçekleştirmek. Bu bir zorunluluk değil, yayılmayı sağlamanın bir yöntemidir. Islak köpek kokar, geçtiği her yere kimisine göre rahatsız edici olan fakat gerçek, özgün ve varoluşçu kokusunu sindirir. Varlığıyla üretimini gösterdiği her yer bir wet dog için kendilerinin evidir. Wet dogs bir tarzdır, bir tavır koyma biçimidir. Baskılara karşı, varoluşa ve var olamayışa karşı bir direniştir, “mış” gibilerin dünyasında göğsünü gere gere var olan bir gerçektir. Wet dogs, Kavramların yığınında boğulan, sahteciliğin içinde üretim isminde tüketim yapanların ve parayı, şovmenliği kovalayanların, faşizmin, baskıların, yoksulluğun ve ihlalcilerin karşısında çırılçıplak duran düşünür ve sanatçıların bundan sonra yayacağı kokudur. Ayrıca unutmamak gerekiyor, sanat yapmak için sanatçı olmak veya bu takıyı kullanmaya gerek yoktur. İlla ki bir kavram, takı istiyorsanız wet dogs olabilirsiniz! Bu tamamen size ve ihtiyacınıza kalmıştır. Bir wet dog için yaptığı her şey birer sanattır, ortaya “sanat eseri” çıkarmanız gerekmez. Sanat bizim için bir var olma aracı, anlatma biçimi, isyan şekli ve tabii ki en önemlisi sevgi ve ihtiyaç meselesidir, eğlencedir! Eğlenmek ciddiyetsizlik değildir, hatta depresyondan, acıdan, baskıdan, umutsuzluktan çıkamadığımız bu sistem içerisindeki en ciddi şeydir!
Wet dogsu manifesto doğrultusunda doğru anlamak için:
Kavram yığınının eylemsizleştiren ve anlamsızlaştıran etkisinden kaçmaya çalışsak da kavramları kullanmaktan kaçınmak mümkün değildir. Öncelikle yazıda geçen bazı kritik kavramların wet dogs gözünde ne olduğunu, neyi kastetmek istediğini doğru aktarmak gerekir. Sözlük burada bir pranga veya tanımlamadan ziyade, yanlış anlaşılanları açıklama aracıdır. Wet dogsun kendisi de sınırlar ile sınırlandırma, engelleme, sansürleme veya durdurma aracı değil nitekim bunlara karşı nasıl durulacağı ve nasıl ilerlenebileceği konusunda bir hareket biçimidir, öneridir, yöntemlerdir. Yöntemlerin şekli, nasıl olacağı, nereye doğru gideceği tamamen hareketin getireceği diğer hareketlerin, eylemlerin ve üretimlerin sürecinde ortaya çıkacak, değişecek ve evrilecektir. Manifesto bu süreç içerisinde kritik sınırları ve optimal bakış şeklini içermektedir. Doğanın kendisinde olan gerçeklerin gözlemi ve devamındaki farkındalık amaçlı dışa vurumudur.
Sözlük
İyi niyet: Herhangi bir çıkar ve kötülük(hak yeme, fikir çalma vb…) içermeksizin yaratımın, ilerleyişin içinde yapıcı biçimde var olma durumu.
Özgürlük: Hiçbir kuruma, mekana, düşünceye, ideolojiye veya herhangi bir baskıya maruz kalmaksızın fikir üretme ve sunma fırsatı.
Özgünlük: Gözlem – Duyumsama – Deneyim sonucunda düşünülen, yansıyan şeyin kendi sureti. Bu üçleme, referanslar, esinlenmek, benzetme, parodi vb. unsurlar içinde de yaşayabilir, dolayısıyla bunlar özgünlüğe engel değildir. Gözlem, duyumsama ve deneyim süreçlerinin sadece hiçbir şekilde yaşanmadığı durumlar “suretin sureti…” problemine yol açar. Ancak bu süreç dürüst, samimi ve gerçek olmalıdır.
Yaratıcılık: Hata yapmayı yeni bir oluşu ortaya çıkarmak için temel bir prensibi olarak benimseyip, üretim sonucu üzerinde diyalektik ve objektif bir düşünce oluşturup, bağlamı özelinde tutarlı ve yenilikçi bir sonuç çıkarmayı sağlama hamlesi veya özgürce, özgünlüğü barındırarak, farklı açılardan bakışlar ile inovatif, çözücü, değiştirme potansiyeline sahip hareket biçimi. “Yaratıcılık, hata yapmanıza izin vermenizdir. Sanat bu hataların hangilerinin korunacağını bilmektir.” -Scott Adams
Bilimsellik: Her türlü fikir, eleştiri, üretim bağlamında gerçekçi ve bağımsız denetimi sağlamak, yaratıcılığa yani hataya izin vererek yeni fikirleri önce objektif bir biçimde değerlendirerek sonrasında gerçekçi ve gerekirse pratik bir bakış ile düzenlemeye sokmayı, alt yapı ve metodolojik felsefesi ile düzenlemeyi, somut hale getirmeyi veya hayal etmeyi mümkün kılmak. Üretim sürecinin refleksifliği ve kusma hali bu maddeyi içinde barındırmak zorunda değildir! Bilimsellik, dünyaya olan bakış açısının metodolojisidir. Zaten doğada olan olgunun gözlemlenme ve değerlendirilme şeklinin “nasıl?” sorusuna karşılığı olan bir yöntemdir. Sanat ve bilim birbirinden ayrı şeyler değillerdir, yalnızca sanat sonuç gerektirmez. Sanat üreten kişi bilimden ayrı kalmamalıdır, hakikatten kaçan zihnin sanatı bir tür mastürbasyondan ibarettir.
Gerçek: Hayatın içinden olan, hayallerin ve ideaların oluşturduğu bir evrenin olgusu değil, kişi ve şeylere etki eden manipüle olmamış, başkalaşmamış, başka bir kişi, yer, statü, otorite tarafından değiştirilmemiş, varlığın içindeki tepkimeye sebep olan direkt ve doğrusal şey. Hakikat ile ayrılır, kastettiğimiz, insanın gözlemlediği şeyin konumuyla ilgilidir.
Sanat: Özgünlük, yaratıcılık ve gerçek yolunda yapılan, oluşan ve somut örneklere sebep veren her türlü eylem, suretin sureti olmayan. Bir tarz ile yapılan her şey sanat olarak adlandırılabilir. Sanat paylaşıma, anlatılmaya veya sergilemeye ihtiyaç duymaz, fakat “sanat eseri” duyar. Sanat yapılan şeydir ve sonuçsuzdur, sanat eseri ise gösterilmeye ihtiyaç duyulmuş bir sonuç ve anlatıdır. “Sıkıcı bir şeyi bir tarz ile yapmak, tehlikeli bir şeyi tarzsız yapmaya yeğdir. Tehlikeli bir şeyi tarzla yapmaya ise ben sanat derim.” -Bukowski
Kitsch: Ticari amaçla yapılan, sanatsal ve felsefi bir perspektife yaslanmayan şey, bir içerik.
Politika: Toplumun yönetimi ve insanların devlet gibi bir sistemle olan ilişkisinin sosyal ve felsefi boyutlarının halk üzerinde kişi bazında değil grup bazında bir düşünce yöntemiyle oluşturduğu birliktelik, ayrılık ve baskının sebebi. Otoritenin alt olgular ve oluşumlar ile nasıl bağlantılı olduğunun sosyolojik boyutu.
Statü: Kişi, grup ve şeylerin sosyolojik kapsamdaki hiyerarşik konumu.
Popülizm: Çıkar sağlama ve kabul olma/ettirme amacıyla her türlü yolun ve eylemin kabul edilebileceği tehlikeli bir sınır.
Manifesto: Bir fikrin veya yöntemin metodolojisinin ve/veya yapısının, amacının, konumunun ya da varlığının ifade edildiği, halka açık yazılı beyan.
Marjinal: Olağan ve normun dışında kalan, genel kitlece kabul görmeyen, genellikle de buna karşıt bir konumda duran kişi veya şeyler.
Felsefe: Kendi içinde diyalektik bir yöntemi içererek her şey hakkında oluşabilecek bir düşünce altyapısı, araştırma ve bunların temelini var eden ilkeler bütünü.
Sistem: İçerisinde olduğumuz her türlü yapının genel hali, farklı modüller ve dişlilerden oluşan, bir bütünü var edecek ve çalıştıracak etkenleri içeren yapı.
Kavram: Bir çok düşünceyi, altyapıyı ve bilgiyi içeren, arka planı kalabalık olmasındankaynaklı oluşan genelleme, adlandırma.
Entelektüalizm: Bir eylemin gerçekleştirilme sebebinin yalnızca faydaya dayanmadan, bir zevk doğrultusunda ve felsefi alt yapısıyla oluşturulabilmesi. Her türlü edinimin, pragmatik beklenti dışında da kazanılabilmesi.
Varoluş: Somut dünyada soyut hissetmemek, yalnızca fiziksel varlığın dışında ardına ve sonrakilere üretim dolayısıyla bir kalıntı bırakma sonucundaki durum.
Yöntem: Bir düşünce ve amaç yolundaki ilerleyişin metodolojisi, önergesi, sistematik yapısı.
Düşünce: Beynin Gözlem – Duyumsama – Deneyim sonucunda salgıladığı artık.
Tarz: Bir şeyin kendine özel ve özgün olan estetiği, zevki.
Wet dogs hareketinden Aden Bilge tarafından yazıldı.

SİLKELEN

