Devletler Kürtlerden Neden Korkar?
Ahmet BAHTİYAR
Devletler ve Kürtler, Korkanlar ve Susmayanlar
Kürtler çok kalabalık olduğu için korkulmuyor.
Silahlı oldukları için de değil. Devletler Kürtlerden itaat etmedikleri için korkar. Ortadoğu’da devlet aklı şuna alışkındır:
Halk ya biat eder, ya susar, ya da unutulur.
Kürtler ise ne tam biat etti, ne sustu, ne de unutmayı kabul etti. Asıl sorun burada başlıyor.Türk devleti Kürdün dilinden korkmaz;
o dili susturamamaktan korkar.
İran devleti Kürdün dağından korkmaz;
o dağın teslim olmamasından korkar.
Suriye devleti Kürdün siyasetinden değil;
kendi yalanlarının orada tutmamasından korkar.Bu yüzden Kürtler hep “güvenlik sorunu” ilân edilir.
Çünkü itaat etmeyen her halk, devlet için güvenlik sorunudur. İran’da Molla rejimi çökerken en hazırlıklı olanların Kürtler olması tesadüf değil.
Bu bir “ayrıcalık” değil; tarihsel bir zorunluluktur.
Çünkü Kürtler hiçbir zaman devletin koruyucu şemsiyesi altında yaşamadı.
Hep kendi gölgesini kendi taşıdı.Ulus-devletler Kürtleri sevmez.
Ama asıl mesele sevmemeleri değil;
onları dönüştürememeleridir. Anadili yasakladılar, bitmedi.
Köyleri yaktılar, bitmedi.
Cezaevlerini doldurdular, bitmedi.
Silah bırakanı bile affetmediler, yine bitmedi. Çünkü sorun Kürtlerin ne yaptığı değil;
devletlerin Kürtleri ne yapamadığıdır. Bugün İran’da, Türkiye’de, Suriye’de aynı panik var:
“Bu halk bir gün kendi alanını tutarsa ne olur?”İşte bu yüzden Rojava hedef alınıyor.
İşte bu yüzden Doğu Kürdistan her zaman baskı altında.
İşte bu yüzden barış hep “yarına” bırakılıyor. Bu dünya artık şunu görüyor:
Devletler Kürtlere zulmettikleri için güçlü değil,
Kürtleri teslim alamadıkları için zayıf. Ve zayıf devletler her zaman daha tehlikelidir.

Kürt Sorunu Yok, Devlet Sorunu Var
“Kürt sorunu” diyen herkes, sorunun Kürtlerde olduğunu varsayar.
Oysa ortada bir halktan değil, devlet aklından kaynaklanan bir sorun var. Eğer bir halkın dili yasaklanıyorsa,
eğer bir halkın köyleri yakılıyorsa,
eğer bir halkın çocukları cezaevlerinde büyüyorsa,
burada sorun o halk değil, onu yöneten düzendir. Devletler bunu bilir.
Bu yüzden meseleyi sürekli tersinden anlatırlar.“Kürtler uyum sağlamıyor.”
“Kürtler ayrılıkçı.”
“Kürtler sorun çıkarıyor.”Oysa Kürtler sadece şunu yapıyor:
Kendileri olarak kalıyor. Ulus-devletler için en büyük tehlike budur.
Çünkü ulus-devlet, herkesi aynı kalıba sokmak ister.
Dil aynı olsun, tarih aynı olsun, hafıza aynı olsun.
İtaat eden makbul, hatırlayan tehlikelidir. Kürtler hatırlıyor.Hatırladıkları için “sorun” sayılıyorlar.
Konuşmak istedikleri için “tehdit” ilan ediliyorlar.
Susmadıkları için “güvenlik meselesi” yapılıyorlar. Bu yüzden “ama Kürtler…” cümlesi hiç bitmez.
Solun ”amaları” zulmün makyajıdır
Her zulmün ardından bir “ama” gelir.
Her katliamdan sonra bir gerekçe bulunur.
Her bombanın altında bir devlet cümlesi yatar. Bu dil sadece sağın dili değildir.
Sol da bu tuzağa düşer.
Liberal de düşer.
Aydın da düşer.“Evet haklılar ama zamanlama yanlış.”
“Evet zulüm var ama yöntem sorunlu.”
“Evet mağdurlar ama dengeler…”Bu “ama”lar, zulmün makyajıdır. Gerçek şu:
Kürtler istikrar bozucu değil, yalan bozucudur.
Devletlerin kurduğu sahte düzeni ifşa ettikleri için rahatsızlık yaratırlar. İran’da Molla rejimi sarsıldığında panik bundandır.
Türkiye’de Kürt meselesi asla kapanmadığında sebep budur.
Suriye’de Kürt alanları hedef alındığında korku aynıdır. Çünkü Kürtler şunu gösteriyor:
Devlet kutsal değildir.
Sınırlar değişmez değildir.
İtaat kader değildir. Devlet sorunu olan her yerde Kürtler vardır.

Kürtler, devletin çözemediği sorunun adıdır
Çünkü Kürtler, devletin çözemediği sorunun adıdır. Bu yüzden mesele Kürtleri “ikna etmek” değil,
devletleri sınırlandırmak meselesidir. Ve dünya yavaş yavaş bunu görüyor. Devrimler Neden Kürt Coğrafyasında Tutunur? Kürtler devrimleri sevdiği için devrimci değildir.
Kürt coğrafyasında devrimler tutunduğu için Kürtler devrimci görünür. Bu fark önemlidir.Çünkü Kürtlerin meselesi ideolojik saflık değil, hayatta kalma siyasetidir.
Devletin olmadığı yerde romantizm olmaz.
Devletin baskısının eksik olmadığı yerde “merkez” hayali kurulmaz. Ortadoğu’da devrim denilen şey çoğu zaman başkentte başlar,
taşrada biter.
Kürt coğrafyasında ise tam tersi olur:
merkez çöker, çevre ayakta kalır. Neden?Çünkü Kürtler devleti hiçbir zaman “koruyucu” olarak görmedi.
Devlet onlar için hep bir ihtimaldi:
ya baskı, ya yasak, ya sürgün. Bu yüzden devlet sarsıldığında Kürtler paniğe kapılmaz.
Çünkü onlar için kriz, normal hâlin devamıdır. İran’da Molla rejimi sallandığında,
Türkiye’de rejim sertleştikçe,
Suriye’de devlet çözülürken
aynı refleks ortaya çıkar:Kürtler alan tutar. Bu bir “ayrılıkçılık refleksi” değil,
boşluk doldurma refleksidir. Devlet geri çekildiğinde kimseyi kurtarmaya gelmez.
Elektrik gelmez, adalet gelmez, güvenlik gelmez.
O boşlukta ya halk kendini örgütler
ya da en vahşi güçler gelir. Kürtler bunu yaşayarak öğrendi.Bu yüzden devrim anlarında en hazırlıklı olanlar onlardır.
Çünkü onlar için örgütlenme bir tercih değil, zorunluluktur.
Silah ideoloji değildir; sigortadır.
Siyaset idealizm değil; hayatta kalma biçimidir. Burada devletlerin korkusu yeniden devreye girer. Çünkü Kürtler şunu gösterir:
Devlet olmadan da düzen kurulabilir.
Merkez olmadan da yaşam sürdürülebilir.
Tek bayrak olmadan da birlikte olunabilir. Bu, ulus-devlet aklı için affedilmez bir örnektir.
Bu yüzden devrim Kürt coğrafyasında tutunur,
ama devletlerin dilinde hep “tehdit” olarak anılır. Asıl tehdit şudur:
Kürtler devrimi kutsallaştırmaz,
ama devletsizliği de felaket saymaz. Bu yüzden her çöküşte ayakta kalırlar.
Ve bu yüzden her çöküşte ilk hedef olurlar. Neden Hep “Ama Kürtler…” deniyor?“Ama Kürtler…”
Bu cümle, zulmün kendisinden daha uzun ömürlüdür. Her bombadan sonra gelir.
Her yasaktan sonra.
Her köy yakımından, her cezaevi fotoğrafından sonra.“Evet ama Kürtler de…”
Bu “ama”lar masum değildir
“Doğru ama Kürtlerin yöntemi…”
“Haklılar ama zamanlama…” Bu “ama”lar masum değildir.
Bu “ama”, devletin yükünü hafifletir,
zulmü tartışılır hale getirir,
mağduru sanık kürsüsüne oturtur. Dikkat ederseniz bu dili en çok kim kullanır?
Açık faşistler değil.
Onlar zaten ne dediklerini saklamaz. Bu dili daha çok
aydınlar,
solcular,
demokratlar,
iyi niyetli olduğunu söyleyenler kullanır. Çünkü “ama” demek, taraf almadan konuşmanın konforudur. Kürtlerden yana açıkça konuşmak risklidir.
Bedel ister.
Dışlanma getirir.
Konforu bozar.“Ama Kürtler…” dediğinizde ise
hem vicdanınızı rahatlatırsınız
hem de düzenle bağınızı koparmamış olursunuz. Bu yüzden bu cümle bu kadar yaygındır. Gerçek şu:
Kürtlerden taraf olmak ahlaki bir jest değildir.
Akli bir tercihtir. Çünkü devletler Kürtlere ne yaptıysa,
yarın başkasına da yapacaktır. Bugün Kürt dili yasaklanır, yarın başka bir itiraz.
Bugün Kürt alanları bombalanır,
yarın başka bir muhalefet.“Ama Kürtler…” diyenler
aslında şunu demek ister:
“Devletle aram tamamen bozulmasın.”Oysa devletler tam da bu gri alanlardan güç alır.
Netlikten değil, muğlaklıktan beslenir. Kürt meselesinde “ama” kuran herkes,
farkında olsun ya da olmasın,
zulmün uzamasına katkı sunar. Çünkü zulüm,
en çok şartlı itiraz sayesinde ayakta kalır. Bu yüzden Kürtler için asıl mücadele
sadece tankla, topla değildir.
Dil ile, kavramla, cümleyle de verilir. Ve belki de en zor olanı budur. Vatan Nedir, Ne Zaman Biter?Vatan, kutsal bir toprak parçası değildir.
Doğduğu yerde yabancı, konuştuğu dilde suçlu: Vatan nedir?
Vatan, üzerinde yaşayan insana onur, güvenlik ve söz hakkı veriyorsa vatandır. Aksi halde sadece haritadır.Devletler bunu bilmez değil.
Ama bilmek işlerine gelmez.
Çünkü “vatan” kavramı ne kadar soyut olursa, zulüm o kadar kolay meşrulaşır. Anadilini yasaklarlar, sonra “vatan için” derler.
Köyleri yakarlar, sonra “devletin bekası” derler.
Cezaevlerini doldururlar, sonra “milli güvenlik” derler. Böylece vatan, halktan kopar;
devletin sopasına dönüşür. Kürtlerin yaşadığı tam da budur.Bir halk düşünün:
Doğduğu yerde yabancı,
konuştuğu dilde suçlu,
itiraz ettiğinde düşman. Bu halka hâlâ “vatan borcu” hatırlatılır. Oysa vatan borcu tek taraflı olmaz.
Vatan, senden sürekli fedakârlık istiyor ama
sana hiçbir şey vermiyorsa,
orada artık bir bağ kalmamıştır. Bu yüzden bazı topraklar terk edilir.
Bazıları savunulur.
Bazıları ise zihinsel olarak çoktan kaybedilmiştir. Devletler bunu “ihanet” diye adlandırır.
Ama bu bir kopuştur, kaçış değil. Kürtler için vatan meselesi tam da burada düğümlenir:
Bir yer seni yok sayıyorsa,
seni susturuyorsa,
seni sürekli tehdit ediyorsa,
oraya vatan demek bir erdem değil, bir zorlamadır. Bugün İran’da, Türkiye’de, Suriye’de yaşanan gerilimlerin özü budur.
Devletler toprağı kutsallaştırırken,
halkı değersizleştirdi. Sonra da şaşırdılar:
“Neden insanlar bağ kurmuyor?”Çünkü bağ zorla kurulmaz.
Sadakat baskıyla yaratılmaz.
Vatan, korkuyla sevilmez. Bir halk nefes alamıyorsa,
o toprak artık sadece coğrafyadır. Ve bir gün halk şunu söyler:
“Burada kalmak zorunda değilim.”
Ya da
“Burada kalacaksam, bu düzen değişecek.”İşte devletlerin asıl korkusu budur. Bu seri şunu anlatmaya çalıştı:
Mesele Kürtler değil.
Mesele, Kürtleri içine alamayan devlet aklıdır. Ve bu akıl değişmezse,
ne vatan kalır,
ne birlik,
ne de gelecek.

