Gençlik

İstanbul’da Genç Olmak: Bir Aşk Hikâyesi mi, Hayatta Kalma Mücadelesi mi?

– Sude İNAK –

Foto: Ege Güler

İstanbul’u ilk ne zaman hissettim,

ne zaman âşık oldum bilmiyorum.

Belki okulu kırıp bir vapurla

Karaköy’e geçerken, belki eve

dönmeye çalışırken yolda sokak müziğine denk geldiğim günlerde.

İstanbul’a olan aşk böyle başlar;

plansız, sebepsiz.

Foto: Ege Güler

İstanbul sana kendini özel hissettirir.

Boğazı gören bir sokak arasında biranı içersin, “Ne şanslıyım ah İstanbul” dersin.

Evine dönmeye çalışırken aynı şehirden nefret edersin. Saatler

yolda geçer; hayatın, gençliğin arada yok olup gider.

Foto: Ege Güler

İstanbul’da yaşamak dengeli değildir; daha çok hayata tutunma meselesidir.

Bu şehirde aşkı tatmak romantik olduğu kadar gerçektir aynı zamanda.

Çünkü çıktığın randevular sokak yürüyüşleridir.

Çünkü mekânlar paradır, sokaklar gerçektir.

Sonunda İstanbul’da aşk hep kaldırımlara sığar.

Ama yine de güzeldir.

Foto: Ege Güler

İstanbul’da gençlik.

Genç olmak desen çok başka bir mesele.

Eskiden umut olan şey, bugün hayallerini gerçekleştirememek ve hayata tutunma çabasıyla yer

değiştirmiş durumda.

Hayaller ertelenir, planlar yok olur,

umutlar mahvolur. Bir eve çıkmak istenirken konu kiralara gelir.

İstanbul’da gençlik, sürekli bir hesap yapmak olur.

Foto: Ege Güler

Kalabalık.

Bu şehirde herkes zamanı hızlı yaşar.

“Ân” ne demek, onu unutmuşuz.

Kalabalık vardır ama yalnızlık daha çoktur.

Belki de en zoru budur.

İstanbul’da yalnız kalmak bile kalabalıkta olmaktır.

Yine de gitmiyoruz.

Gidemiyoruz.

Şikâyet ediyoruz, yoruluyoruz, kaçıp başka yerlere yerleşelim diye düşünüyoruz ama kalıyoruz.

Çünkü İstanbul sadece yaşanılan bir yer değil,

insanın içine işleyen bir alışkanlıktır.

Bir kere âşık oldun mu,

kolay kolay kopamazsın.

İstanbul bazen bizi sevmez gibi davranır.

Ama biz onu sevmekten vazgeçmeyiz.

Vazgeçemeyiz.

Bu yüzden İstanbul’da yaşamak;

bir aşk hikâyesi kadar tutkulu,

bir mücadele kadar yorucudur.

Foto: Ege Güler

Aynı Şehir, Aynı Vapur, Farklı Hissiyatlar.

Aidiyetin kırıldığı yer.

Aynı vapura binen iki insan:

biri Boğaz’a bakıp “Ne şanslıyım” der,

diğeri akşam eve ekmek alıp alamayacağını düşünür.

Aynı şehir.

Aynı manzara.

Ama aynı İstanbul değil.

Bu şehirde gerçekliği yaşayan insanlar vardır.

Ve bu insanlar İstanbul’u

romantize edemez.

Çünkü romantizm,

karnın tokken yapılan bir lükstür.

İstanbul’da ekmek alamayan insanlar varken,

bu şehri sadece bir “aşk hikâyesi”

olarak anlatmak eksik kalır.

İstanbul’a Ait Hissetmek Bir Hak mı,

Yoksa Ayrıcalık mı?

İstanbul’da aidiyet, bir yere ait olmak

değil;

bir yerden kopamamaktır.

Kimi bu şehre âşık olduğunu

zannettiği için kalır,

kimi gidecek yeri olmadığı için.

Aynı vapura binerler ama aynı

İstanbul’da yaşamazlar.

İstanbul’a ait olmak bir lükstür.

Bu şehir kimseye ait hissettirmez;

sadece öyle hissettirdiğini düşündürür.

İstanbul seni kandırır.

Görmek istediğini görmene izin verir,

gerçeği değil.

Vapura binersin, her şey

yolundaymış gibi devam edersin.

O an İstanbul’da yaşamanın bedelini

unutursun.

Ama İstanbul böyledir.

Sana bir manzarayla her şeyi unutturur.

İstanbul bir şehirden çok bir illüzyondur.

İçinde yaşayanlara umut satar.

Bu yüzden İstanbul’a ait

olduğumuzu sanırız.

Oysa ait olduğumuz şey, İstanbul’un

bize gösterdiği şekildir.

Gerisi, görmekten kaçtığımız

kalabalığın içinde kaybolur.

One thought on “İstanbul’da Genç Olmak: Bir Aşk Hikâyesi mi, Hayatta Kalma Mücadelesi mi?

  • Larissa

    Tebrikler, okudukça içimden gülmek, ağlamak ve en önemlisi feribotla gidip hangi İstanbul’da duracağımı görmek geldi. Tekrar tebrikler Sude, seninle gurur duyuyorum şair kız kardeşim!

    Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir